Attila İlhan ve Roman

Attila İlhan ve Roman

       O zaman da romanlar dayanılamayacak kadar heyecanlı ve güzeldi. Geceleyin, kaba saba bir deniz lodosu sokak lambalarını ardı ardına koparıp atar, ben, on üç (hadi bilemedin) on dört yaşındaki serüven çocuğu, halıların üzerine boylu boyunca uzanmış, romanların birini bitirir ötekine başlardım. İç Karşıyaka'nın sokak aralarında, zeytinyağlı pırasa, hamursuz ve Tevrat kokan o yoksul Yahudilerin, yansın diye rüzgara bıraktıkları saç mangallardan kıvılcımlar ayaklanır, üzerime üzerime gelirdi.

     Annemden yürüttüklerimden Erenköy ve Suadiye'deki köşklerin işlemeli tavanlarını ve mor salkımlarını ezberlemiş, sevdadan verem olan ince ve duygulu zengin kızlarının talihsizliklerine üzülmüş durmuştum; kendiminkiler, (Jules Verne, Robert Louis Stevenson, biraz biraz da Dickens ve Hector Malot) bir yandan kafama benim insanlar, Türkiye'nin ülkeler arasında yalnız olmadığını sokadursun,bir yandan gerilimlerin ömrüm boyunca içimde bir yay vınlaması gibi duyacağım ıslığını kulağıma yerleştiriyordu. Yoksa savaş patlar patlamaz, ben daha ortanın üçüne yeni geçmiş bacaksız, kendimi "Maginot" hatlarında Fransız askeri, ya da Londra'nın puslu, inadına karanlık uçaksavar çiçekleri ve yangın yalazlarıyla bütün bütün ağırlaşmış göklerinde "spitfire" pilotu düşünebilir miydim?

     Asıl romanlara nasıl olduğunu pek de anlayamadan geçtim. Hiç geçmedim de sayılabilir belki: değil mi ki France'ı, Zola'yı, Şolokhov'u, Çekhov'u Duhamel’i Dostoveyski'yi okuduğum o yağmuru bol, ekmeği ve güvenliği az bunalım yıllarında yine de Jack london, Somerset Maughan, Graham Green , Pierre Benoit aracılığıyla yaşantılarınI alışmışlıklarından çıkarmış insanları bulmadan edemiyorum. Sonradan bu beni, bilmem hangi şiirimin bilmem hangi mısrasında yazdığım gibi " Benim için her şey aleladenin haricindedir" psikolojisine aktarmış, yaşanmışı ve yaşanacak olanı masa başı romancılarında ayrı bir açıdan görmemi sağlamıştır. O kadar ki gündelik çizgisinde kalan insan, o gündelikliğin olağanüstüye değdiği yerleri bulamadıkça, benim insan ve yazar ilgimin dışında kalacaktır artık. Allah bilir ya kendi hayatımı olağanüstüye yaklaştırmak isteyişim de bundan. Yoksa daha on beşimde hapishaneyi ve tımarhaneyi, sonraları yurt içinde ve dışında bir sürü ağır ceza daktilosunu, kral parasızlıkları ve yoksul zenginlikleri, sinema yıldızlarının "ihtişam ve sefaletini", Ermeni komitacılarını ve hayatlarını bok yoluna harcamış eski bolşevikleri neden ve nasıl tanırdım? Hem canım bir başka şiirimde de bunu erkekçe yazan ben değil miyim?: Ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı Ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz Öyle de olmuştur hani: Salak bir yağmurun oraya buraya bulaştığı yanlış bir öğle sonu, vatandaş Evariste Gamelin'i ve beni sorgusuz alıp götürmüşlerdir. Beni ise İzmir Cezaevi’nin şubat soğuğunu kalıp kalıp içinde tutan bir yeraltı mahzenine. Orada bir gece yarısı idamlık Altındiş Mehmed'i, ünlü kaatil Bayraklılı Fethi’yi ve daha bilmem kimleri başıma toplayıp Geceyarısı İtirafı'nı okurken bakarsın Salavin tutar çalıştığı fabrikayı ihbar eder. Sonra bir yaz öğlesi, ağustosun bütün cırcır böcekleri kızgın ve mavi boşlukları zırıl zırıl kemirirken ben ve Alyoşa , Nijniy , Novgorod'u bırakır Kazan Üniversitesi’ne okumaya gideriz. Aşağı kurtarmaz çünkü! Adrien Zografi'yi Gavurdağları'nın mosmor eteklerinde anlaşılmaz bir ay ışığı, insanın yüreğine bir peygamber duası gibi oturan ışıltılı su sesleri arasında tanırım: Ne seslerdir onlar, yirmi beş yıl ona şu satırları yazarken içimde duyduğum, ne Adrien Zografi’dir o, insana bayağılıklara ve haksızlıklara bıçak gibi karşı çıkmayı öğreten!

    Şimdi bile çok garipsediğim kış geceleri, yarınki gazeteye bir manşet tasarlar ya da bilir miyim hangi Avrupa başkentinde diplomatların vereceği önemli bir kararı teleksten izlerken, bazı bazı, ansızın canların önünde durur, o romanlardan satır satır ezberimde kalmış bir paragrafı yüksek sesle hatırlarım:

"-- Sen, derdi, Aleksi Maksimiç, sen hırsızlığa alışma: Görüyorum ki senin yolun başkadır, sen maneviyat adamısın!" Beni gündelikten kurtarır bu.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER BAŞLIKLAR

YORUM YAP

YORUMLAR